Gezi Blog'u
Site Slogan

Sular Altında Kalacak Bir Tarih: Hasankeyf

Oysa Dicle nehri boyunca sessizliğe gömülmüş inanılmaz güzel bir tarih saklıdır.  Süryanisi, Arabı, Kürdü, Türkü, Ermenisi yüzyıllarca bir arada yaşamış bir kültür.

Kayalara oyulmuş konutları nedeniyle, Süryânice Kifo (kaya) kelimesinden türetilmiş Kifos ve Cepha / Ciphas isimleriyle bahsedilen Mağaralar Şehri, “Hısnı Keyfa” ya da bizim bildiğimiz haliyle Hasankeyf. Varoluşu 10000 yıl önceye uzanan, dünyada en zengin doğal ve kültürel mirasa sahip alanlardan biri.

Hasankeyf’e gittiğinizde gözleriniz önce çarşıda satılan envai çeşit, rengarenk şalvarlara, örtülere, Hasankeyflilerin el emeğiyle yapılmış dokumalara, kilimlere, Mardin’den, Diyarbakır’dan gelen gümüş işlere, sonra nakış gibi oyulmuş mağaralardan oluşan o dev kalenin yoluna, o endamlı Kale’ye, El Rızk Camii’sinin ve Sultan Süleyman Camii’sinin Minarelerine takılır. Ve kayalara oyulmuş mağaralara…

Modern yaşam alışkanlıklarımız ve ev anlayışlarımız oralara mağara dememize sebep oluyor ama bir evden eksik kalan yanları yok aslında. Buzdolabına ihtiyaç duyulmadan yiyecekler saklanabiliyor. Kalker taşı, kolay oyulabilen bir madde ve ısı yalıtımı fevkalade. Yaz sıcakları boyunca içerisi serin, kışın ise içeride yakılan ateşin sıcaklığı korunuyor.

Asırlardır evleri saydıkları yerlerin bir kısmı turistik gezi alanı, geriye kalanı ise herkese kapalı bir bölge olarak arka taraflarda saklanıyor. Bir düşünün, evinizden çıkarılıyorsunuz, üstüne numaralar konuyor, arkeolojik kazı bölgesi deniyor ama çoğu çalışma göstermelik, yarım bırakılmış ve bir sürü insan sanki başka çağa ait kalıntılar gibi oraları gezmek için turnikelerden geçip, para verip fotoğraflar çekiyor, siz de oturmuş seyrediyorsunuz.

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.